top of page

Keşke Ağaç Olsaydım


HASAN GÜLERYÜZ 

*

Kızılderili ve de şaman kültüründe ağaçlar kutsal varlıklardır.


Şair Hayati Baki, “Keşke ağaç olsaydım!” diyor.

Ağaçlar, kendi yiyeceğini kendisi üreten canlılar. Yeryüzü, yer altı ve gökyüzüyle bağlantılıdırlar. “Tek başına duran ağaçlar, insanlar gibidir. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil, yalnızlaşmış büyük insan, Beethoven ve Nietzsche gibidirler,” diyor H. Hesse…

 

Kaç ağaç tanıyorsunuz?

Hiç bir fidan diktiniz mi?

Hiç bir ağacın dalında uyudunuz mu?

Sahi hiç bir ağaçla konuştunuz mu?


Konuşsanız neler, sorardınız, o ne karşılık verirdi? O size soru sorsa nelere sorar siz ne karşılık verirdiniz? Neden ağaçları bir Kızılderili gibi anlayamıyoruz? Ormanları sever misiniz, peki ormanla ağacın farkını bilir misiniz?





Ormanlar doğal müze ve sanat evleridir? Hışırrrt diye çevirdiğimiz kitap sayfaları, ağacın gövdesidir!

Dört mevsim bir ağacı gözleyip fotoğraflarını çekip not tuttunuz mu?

Hiç orman inceleme ve araştırma gezisi yaptınız ve gözlem notları yazıp fotoğrafladınız mı? Bir gece ya da bir kaç gece ormanda kalıp orman halkıyla zaman paylaşıp uyudunuz mu?

Sahi en sevdiğiniz ve bildiğiniz ağaç hangisidir?


Ahşap evleri ve ormanları severiz! Bu bir biriyle çelişen bir durumdur.


Hem hayvanları severim, kurban ederim, kürk manto, deri ceket giyerim! İnsanım ve çelişkiler ormanında yüzerim... Ve ben özelim!

Ve bir orman sevdalısıyım… Ormanlarda üç yıl kalarak görüp öğrendiklerimi Ormanın Büyülü Şarkıları olarak yazdım ve adlandırdım…

Orman kıyısında büyüyenlerle deniz kıyısında büyüyenleri birbirine benzetirim. Denizlerin her mevsim, ayrı bir demi, ayrı bir şarkısı, ayrı bir âlemi vardır. Yormaz ve sıkmaz insanı, fettan bir kız gibi iyot salar çağırır kendine. Büyüler sizi, diliniz tutulur, nutkunuz kurur. Bir gün bırakırsınız kendinizi suya, balıkların boğulmadan yüzdüğünü, deniz altında batık gemilerin, bitkilerin değişik türde taşların deniz dibinde parladığını görürsünüz.





Ormanlar da deniz gibidir. İçinde ağaçlardan, bitkilerden başka böcekleri, tavşanları, kurtları, domuzları, ayıları, karıncaları, yer altında tanımadığımız yüzlerce böceği, mantarları ve çiçekleri barındırır. Her dem ayrı şarkı söyler, ayrı resim olur, insana inat karda kışta soyunup ayakta uyurlar. Ayrıca rektörsüz, dekansız birer üniversitedir ormanlar. İstekli olana biyoloji, zooloji, antropoloji, hidroloji ve orman sanatı gibi bölümlerin öğrencisi olabilirsiniz. Denizin ve ormanların alışılmış üçgen, dörtgen, çokgenin dışında kuantumik bir dizilişi, şarkıları ve kendine özgü bir gerçekliğiyle karşılaşabilirsiniz. Buna kendinizi hazırlamanız gerekir.  


Dünyadaki her şey bizim için var edilmiştir! Olabilir mi? Kızılderili, bize öğretmenlik yapıyor: “Şunu hiç aklından çıkarma çocuk! Bu dünya senin değil, sen bu dünyanın bir varlığısın! Şu ağaçla, şu kaplumbağayla kardeşsin. Hepimiz bu dünyanın çocuklarıyız!

 

Bugün, evdeki bir onarıma gerekli olan tahta için Maçka’ya indim. Yerli bir kereste fabrikasına girdim. Fırınlanmış tahtaları yoktu. Döşemelik beşe beş 250x5x5 cm boyutunda sekiz adet çıta biçtirdim. Bir başka yerden Isparta’nın fırınlanmış kızılçamını aldım. Ve ben sanki bir savaş meydanındaydım gibi geldi bana. Ağacı alırken kasaba giden bir bayana, bir babaya benzettim kendimi!


Kütükler, kalaslar, tahtalar, çıtalar, kasalar, kapılar, çerçeveler, dolaplar neler neler…Balina katliamındayız on yirmi, balık, bufolo avındayız on bin yüz bin yıldan beri! Toplumca inek, koyun, öküz kurbanındayız! Şaka bir yana bir dönem insan kurban ediyorduk! Bir dönem de geniş ovalarda insan avlıyor  pazarlarda niteliklerine göre fiyatlandırır “köle” olarak satıyorduk. O köleler, uygarlığın sessiz ve adsız kahramanlarıydı. Binlerce ressam, bilim adamı, kralın, şahın uygarlığa dair öyküsü vardır ve kölenin adı sanı yoktur. O sömürülen bir enerjidir. Fenikeli, Venedikli, Cenovalı halklar köle ticaretinde ünlüydü.



İnsan biraz ağaca benzer. Bazıları dört mevsim ağaç gibidir. Kök verir, yaprak, çiçek açar, meyve ve geleceğine ilişkin tohum verir.

Sahi tohumu biliyor muyuz?

İnsanların bazıları kütük, bazıları kalas, bazıları tahta, bazıları da işlenmiş mobilya gibidir. Bazıları da görmüş, geçirmiş ve yaşamı bir laboratuar olarak dikkate almış “ermiş” tohumdur. Bu ermiş bilgeler, evrenin, sırlarını çözer ve şarkısını söylerler. Bazı ağaçlar bin iki bin yıllık yaşayan anıt ağaçlar ve zamana meydan okuyan heykeldir. Bazıları kitap, ansiklopedi, yazılacak resim yapılacak kar sayfasıdır. Ve ağaç sobada, kutsal ateşlerde mavi kızıl ateşlerde döner ha döner, yanar ha yanar!

Ve o ağaçlar ne kurda, ne yılana ne de insana benzerler. Kendi yiyeceğini kendisi yer altı, yer yüzü ve gökyüzüyle ilişki kurarak üretir ve tüketirler. Oksijen salınımıyla, hayvan türlerine hayat verirler.

Baki’den tekraren, “keşke ağaç olsaydım!” 

 

O kadar öyle ki, öteye göçerken bile ağaçtan vazgeçemeyiz, yer altı evlerimizin çatısını oluştururuz! Ve biz de kitapsız, kalemsiz, susuz ve müziksiz toprak olma sürecine gireriz! Yaşamın diyalektik döngüsünü deneysel olarak yaşarız!

 

2 Comments


Şenol YAZICI
Şenol YAZICI
Feb 26

Yazı güzel olunca...insana da bir heves, motivasyon geliyor, ondandır o...

Like

Harika fotoğraflama... Var olun...

Like
1/381
1/5
bottom of page